SİYASET
Giriş Tarihi : 14-04-2021 11:33   Güncelleme : 14-04-2021 11:33

Salondan Hıçkırıklar Yükseldi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) merhum Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, vefatının birinci yılında İstanbul’da anıldı.

Salondan Hıçkırıklar Yükseldi

“Tevhidin Merkezi Haydar Baş” isimli anma programında konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş: “Prof. Dr. Haydar Baş kıyamet sabahına kadar savunulacak bir kale bıraktı bize. Bu kale Türk milletinin bağımsızlığının kalesidir. Atatürk ilkelerinin Cumhuriyet bilincinin yılmaz savunucularının kalesidir” ifadelerini kullandı.
Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) merhum Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş İstanbul’da düzenlenen programla anıldı.
BTP İstanbul İl Başkanlığı’nca Cevahir Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen “Tevhidin Merkezi Haydar Baş” isimli program saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Kuran-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Açılış konuşmasını BTP İstanbul İl Başkanı Fuat Şengül’ün yaptığı programda Prof. Dr. Haydar Baş için yazılmış şiirler okundu.
Anma programında Haydar Baş’ın hayatının anlatıldığı “Benim” belgeseller serisinin ilkinin gösterimi yapıldı.
Belgeselin izlenmesi sırasında salonda duygu dolu anlar yaşandı.
Duygu Yüklü Konuşma
Programın kapanış konuşmasını ise BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş yaptı.
Özlem, hüzün ve duygu dolu bir konuşma yapan BTP liderinin konuşması sırasında salondan hıçkırıklar yükseldi.
Sözlerine, “Biz olmasaydık da o bu mücadeleyi verirdi ama o olmasaydı biz asla böyle bir mücadele veremezdik. Yalnızlığın senfonisiydi onunki sessizliğin gürültüsü kimsesizliğin kalabalığıydı.” diyerek başlayan BTP liderinin konuşmasından notlar şu şekilde,
- Kim mutlu ederdi ki bizi onun kadar, hangi derdimiz onunla derman bulmazdı. Adaletin, asaletin, merhametin temsilcisiydi benim babam, hiçbir şeyden gururlanmadım onun evladı olmaktan fazla. Hiçte istemedim onun evladı olmaktan fazlasını.
- Çok başka bir fikir adamıydı. Açlığa sefalete dur demişti. Öyle formüller koydu ki şimdi dünya bir araya geliyor onun söylediklerini uygulamaya başlıyor. Sen hiç yamalı pantolon giydin mi oğlum derdi, aç gezdin mi sen derdi. Eve benim babam aç gezdi. Çile çekti, ihanete uğradı ama sadakati hakkaydı. Bir an bile sadakatinden taviz vermedi.
- Atatürk gibi adamdı benim babam. Kimse görmezdi tehlikeyi ama O’nun gözünden kaçmazdı. Bir FETÖ belası sardı milletimizin başını. Öyle bir savaştı ki onlarla. Haydar hocanın adını duyunca kaçacak delik ararlardı. Düşmanının bile Haydar hocasıydı benim babam.
- Çok üstüne gelmek istediler hayat boyu ama O hiç boyun eğmedi, kim geldiyse boyunun ölçüsünü aldı. Son zamanlarında yurtdışına çıkma dediler babam yasak sana dediler, tüm dünyayı evine kapattı da gitti. Ve en sonunda beratını aldı da öyle gitti.
- Tarihçilere tarihi, filozoflara felsefeyi, sosyologlara toplumu, iktisatçılara ekonomiyi, ilahiyatçılara dini sanatçılara sanatı öğretti benim babam. Dünya meseleleri basitti O’nun için. Ama çok kızardı hiçbir şey bilmeyip biliyormuş gibi yapanlara. Dedim ya kaçmazdı O’nun gözünden hiçbir şey.
- Kıyamet sabahına kadar savunulacak bir kale bıraktı bize. Bu kale Türk milletinin bağımsızlığının kalesidir. Atatürk ilkelerinin Cumhuriyet bilincinin yılmaz savunucularının kalesidir. Bu kale ahde vefanın kalesidir, bu kale bir eline ayı bir eline güneşi verseler davasından vaz geçmeyeceklerin kalesidir.”
Prof. Dr. Haydar Baş’a Mektup
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş programda babası Prof. Dr. Haydar Baş’a yazdığı mektubu da okudu,
İşte, “Bir varmış bir yokmuş…” diye başlayan o mektup;
“Bir sabah uyanmışız sevgi varmış. Ertesi sabah uyanmışız sevgi yokmuş. Bir sabah uyanmışız muhabbet varmış ertesi sabah uyanmışız muhabbet yokmuş. Her şey bir varmış bir yokmuş. Hayat bir varmış bir yokmuş. Hayat varlığı ve yokluğu yakalamakmış. Hayat yoklukta varlığı aramakmış. Amaç yoklukta var olmak varlıkta yok olmakmış.
Ne desem bilemedim, bazen özledim diyemezsin nazım okuyorum dersin ya; ben kimseyi böyle özlemedim. Gerçekten özledim. Güvende hissetmeyi özledim, sevilmeyi özledim, anlamayı özledim, bakmayı özledim, görmeyi özledim. Ama alıştım zamanla. Özlemle yaşamaya alıştım. Rüyalarda buluşmak neymiş… Öğrendim.
Çok şey öğrendim senden sonra, mesela özlemeyi öğrendim. Gidene mi zor kalana mı derler, kalana zormuş öğrendim. Hayatın ne kadar zor olduğunu öğrendim. Seninleyken hayat çok kolay geliyordu. Bir kere seninle olmak kazanmak demekti. Her zaman haklı olmaktı. Hiç yanılmamaktı. Seninle olmak var olmaktı, varlığın içinde yok olmaktı. Her halini ibretti gidişin en büyük ibretti. Tabi ibret almasını bilene…
Bu arada bir torunun daha oldu baba. Adı Haydar… Fatıma da iyi. Seni çok özlüyor. Ama söyleyemiyor. Dedeni özledin mi deyince konuyu değiştiriyor. Utanıyor herhalde gariban. Gariban demişken, biliyor musun sen gidince hepimiz garip kaldık baba. Yetim kaldık. Anılarda teselli buluyoruz. Anılar demişken, hepsi aklımda. 5 dakika gibi geldi ama dolu dolu yaşamışız senle. Doyamadık ama kana kana yaşamışız senle. Senden sonra partini ben yönetiyorum. Ama senin fikirlerinle senin öğrettiklerinle. Şimdi daha iyi anlıyorum. Kimse anlamamış seni. Ama zor baba. Sensizlik zor.
Senden sonra şair oldum. Bir kaç mısra okuyayım sana;
Kim kapattı bu ışıkları, gözlerim görmez oldu,
Kim sustu bu kadar kulaklarım duymaz oldu,
Ne oldu bu dünyanın tadına hiçbir lezzet alamaz oldum.
Kim aldı seni benden ben tam bir hiç oldum.
Tende candın canda canan.
Kimsesizlerin kimi sessizleri sesi karanlık gecelerin sabahıydın.
Evet baba, büyük adamdın sen. Kimseye benzemezdin, kimse de sana benzeyemezdi. Bir koltuğun vardı, dünyaya kafa tuttuğun. Orada oturur her meseleyi çözerdin. Derdin ki en büyük sermaye insandır. Önce insan kazandın, sonra onlara insanlığı öğrettin. Hala öğrettiklerinle yaşıyoruz. Hayat bir matematik gibi oldu hangi problem olsa senin öğrettin formüllerle çözülüyor. Çok şey unuttum ben hayatta ama seni asla. Seni unutmayacağız.”
Özledim seni, çocukluğumun kahramanı… Özledim seni, gençliğimin muhabbet bağı… Özledim seni hayatımın anlamı... Özledik seni baba, çoluk çocuk eş dost hep birlikte özledik. Varsa bir emrin başımız üstüne, bir diyeceğin yoksa rüyalarda buluşmak üzere. Dostların birbirine emanet. Dostların Allah’a emanet…”